NEREYE GİDİYOR BU GENÇLİĞİN HALİ?

Genelleme yapmaya meyilli kimselerin hiçbir zaman hayatın içine girebildiğine inanmadım. Maalesef bu hastalığımız en çok gençlerimizi vurdu. Bir kere mevzu bahis günümüz gençliği ise bütün genellemeler ben gördüm geçirdim oluyor. ‘Sen daha dur yolun başındasın, sen giderken biz dönüyorduk, ne olacak bu gençliğin hali?’ tavrı ve yılgın edebiyatı çöpe!…

Tecrübeleri paylaşıp aktarırken, yol açmaktan yol göstermekten ziyade üst perdeden tepeden bir bakış gençler de direkt kaçış refleksi oluşturuyor. Onları anlamaktan çok uzak, kaybetmeye ise çok yakın bir tavır. Bu sebeple gençler konusunda son derece anlayışlı olunması ve onların incitilmemesi noktasında hassasiyet gösterilmesi lazımdır. Çünkü gençlik tüm hararetine, hareketliliğine, asiliğine rağmen aslında kırılgandır ve kolay incinir.

“Kristal Gibidir Desem Yanlış Olmaz”

Elden kayıp tuz buz olması an meselesidir zira… Fakat her şey den önce gençler konusunda vahim olan şey şu ki sanallaşarak sosyalleşmeye çalışan asosyal genç en temel insani özelliklerini de yitiriyor yavaş yavaş. Gençlik barbar bir kültür istilası tarafından güdülüyor adeta. Birbirinin omuzundan tutarak ilerleyen zincirleme bir yozlaşma hali…

Dezenformasyon bağı ile gözleri bağlı körebe ilerleyişi. Yarı insan yarı makina insan çağı. Black Mirorr dizisinden bir sahne gibi. Ama yaşananlar hayal ürünü değil. Kulaktan dolma bilgi çağının tam ortasına şak!… Diye doğmuş ve orada tutunmaya çalışan hatta tutunamayıp karanlık ve dipsiz bir boşluğa yuvarlanan bir gençlik var karşımızda. Elini sallasan yarım bir adama değiyor elin, başını sallasan yalan bir bilgiye değiyor başın!…

Dahası bir şekilde elde ettiği bilgiyi kendi akıl süzgecinden geçirebilecek birikim ve deneyimden uzak gençlerimiz, zihnini ve algılarını sanal bir dünyaya hapsedip, gerçeklik hissinden hızla uzaklaşmış durumda. Hal böyle olunca onlarla yakınlaşmamız aynı oranda zor olmakta.

“Aydınlık Taraf”

Tablo bu kadar karanlık değil elbette. Tüm bu hay huyun, hır gür şamatanın içinde A’dan Z’ye Elif’ten Be’ye alfabenin hangi harfini kullanırsanız kullanın, herhangi bir alfabeden, herhangi bir harfle tanımlanamayacak kadar güçlü, kuşak çatışmalarının, jenerasyon kargaşalarının tam ortasında kalsa da kendi harfleri ve kavramları ile köklerine inmeyi başarıp kendilerine hakiki bir dünya kurmaya çalışan gençlerimiz de var elbette.

İyi ki var!…

Ve görmemiz lazım onları. Anlamamız lazım. Bu kaotik kargaşadan çekip çıkarmamız lazım onları gün yüzüne ki sadırlarındaki coşkuyu, gözlerinde ki parıltıyı zihinlerinde ki ışığı saçabilsinler etraflarına. Bizim medeniyetimiz kendi gençliğine her zaman güvenmiş, gençlerini ön saflarda tutmuş, onları yetiştirmek için evvela kendilerini yetiştirmiş hatta en kritik görevlerde temsil payesi vermiştir.

Öyle ki daha 17 yaşında iken Efendimiz Aleyhisselam’ı temsil etmek üzere başkomutan sıfatı ile, ümmetin ordularının başında ki kişi olarak Bizans’ın karşısına Üsame’yi gönderen Rasulullah değil miydi? Müslüman tarihinin başladığı günden, bu zamana kadar olan sürede bunun gibi birçok örnek verebiliriz. Bizim medeniyetimiz gençliği bir hazine olarak görür. Bu hazineyi arayıp bulmak yeri geldiğinde korumak ve kollamak onları yetiştirmek bizlerin vazifesidir.

“Onlar Bizim Gençlerimizdir”

Çünkü bizler sadece nefsimizden değil, neslimizden de sorumluyuz. Aksi takdirde daralan şu ifsad dairesi içerisinde ziyan olmaya giden gençlikten, payımıza düşen koca bir ah! kalır geriye.

“Ne Yapmalı? “

Onlara evvela ideal bir dava şuuru, hakiki bir dert(!) vermeliyiz. Zaten siz vermezseniz onlar hak yada batıl büyüdükçe kendilerine edinecek bir dava buluyor. Kendi yollarını çizecek bir yön tayin edebiliyorlar. Fakat hakikat erleri azınlık olarak kalmamalı bilhassa bugün!…

Hakikat eri olabilecek düzeyde gençlerimize inanmalı, onları çoğaltmalı ve kalabalıklaştırmalıyız. Onlara muhtaç olduğumuz fikrini salık vermeli, yavan bir slogandan öte onların gerçekten bizim geleceğimiz oldukları gerçeğine ve onlara bu noktada inandığımızı, güvendiğimizi onlara hissettirmeliyiz. Ancak o zaman mesuliyet ve mensubiyet duygusuyla meseleyi ele almış olur. Kendi kavramlarımızla kendi medeniyet fikrimizi inşa edebilir. Gençlerimizin dikkatini bu yöne çekebiliriz.

Bunu yapabilmemiz için de tek çözüm evvela bireysel olarak ahlakı güzelleştirmek (İslam) ve sonra kendi köklerimizden beslenmiş olarak kendi gençlerimizi yetiştirmek (İnsan) Bizim çekirdek görevimiz bu sonrası silsile…

“Akîbet”

Sonucu ve mutlak hakikati değiştiremesek de en azından doğru bildiklerimizi söylemek, anlatmak ve harekete geçmek durumundayız. Yoksa “Ey akıl sahipleri, Düşünmez misiniz? Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” ikazının muhatabı olan bizlere…

Sezai Karakoç Üstadın ifadesi ile bütün bu olan bitenler olup biterken sen ne yapıyordun? diye sorulduğunda gevelediğimiz cevabın karşılığı “Hadi oradan” olmasın. Zira Rabbimiz rica etmiyor, Emrediyor!

Melike Turanmeliketuran354@gmail.com